|
Hızlı Özet • İmar kirliliğine neden olma suçunun Türk Ceza Kanunu'ndaki
yeri ve kapsamı (TCK m.184) • TCK m.184 belirtilen üç ayrı hareketin (m.184/1, 184/2, 184/3) unsurları ve ceza
miktarları • Suçun faili kimdir; müteahhit, arsa sahibi, elektrik/su
yetkilisi nasıl sorumlu tutulur? • İdari yaptırımlar ile cezai yaptırımların bir arada
uygulanması • 2018 İmar Barışı düzenlemesi (3194 sayılı Kanun Geçici m.16)
ve suça etkileri • Etkin pişmanlık hükmü (TCK m.184/5) - yapıyı ruhsata uygun
hale getirmenin önemi • Zamanaşımı, görevli mahkeme ve dava süreçleri • Hukuki süreçte ne yapılmalı? |
Türkiye, onlarca yıl boyunca yoğun iç göç
dalgalarına sahne olmuş ve bu süreç hızlı, plansız ve büyük ölçüde imara aykırı
bir kentleşmeyi beraberinde getirmiştir. 1950'li yıllardan başlayarak kırdan
kente yönelen göçler, artan konut talebini karşılamak amacıyla yapı ruhsatı
alınmadan gerçekleştirilen yapılaşmalara ve çarpık bir kent dokusunun
oluşmasına yol açmıştır. Çevre kirliliğinin yalnızca hava, su ve toprak
boyutundan ibaret olmadığının anlaşılmasıyla birlikte, ruhsatsız ve imar
mevzuatına aykırı yapılaşmanın da bir çevre kirliliği biçimi olduğu kabul
edilmiştir.
Bu çerçevede hukuk sistemimiz, çevreyi salt
idari tedbirlerle değil ceza hukuku araçlarıyla da koruma yolunu benimsemiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun
"Topluma Karşı Suçlar" başlıklı bölümünde, "Çevreye Karşı
Suçlar" alt başlığı altında yer alan 184. madde, imar kirliliğine neden
olma suçunu ilk kez müstakil bir ceza hukuku normu olarak düzenlemiştir. Bu
düzenlemeyle birlikte ruhsatsız ya da ruhsata aykırı inşaat faaliyetleri
yalnızca idari para cezası veya yıkımla değil, hapis cezasıyla da
müeyyidelendirilir hale gelmiştir.
İşbu yazımızda; söz konusu suçun yasal
çerçevesini, unsurlarını, kimler tarafından işlenebileceğini, idari ve cezai
yaptırımların nasıl kesiştiğini, imar barışı düzenlemesinin suça etkilerini ve
etkin pişmanlık hükmünden yararlanma koşullarını hukuki boyutuyla ele
almaktadır.
1. İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Hukuki Çerçevesi
Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesi, "imar
kirliliğine neden olma" başlığını taşımakta ve üç ayrı bağımsız hareketi
suç olarak tanımlamaktadır. Madde metnindeki her bir fıkra, farklı bir özne,
farklı bir eylem biçimi ve farklı bir ceza öngörmektedir. Bunun yanı sıra aynı
maddenin beşinci fıkrası, belirli koşulları yerine getiren failler lehine etkin
pişmanlık hükmü içermektedir.
|
TCK m.184 - Madde Metni (Özet) m.184/1: Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak
bina yapan veya yaptıran kişi → 1 yıldan 5 yıla kadar hapis m.184/2: Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar
dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı
yapılmasına müsaade eden kişi → 1 yıldan 5 yıla kadar hapis m.184/3: Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir
sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi → 2 yıldan 5 yıla kadar hapis m.184/5 (Etkin Pişmanlık): Ruhsatsız/ruhsata aykırı bina imar
planına ve ruhsatına uygun hale getirilirse — birinci ve ikinci fıkra
kapsamında kamu davası açılmaz, açılmışsa düşer, mahkumiyet bütün
sonuçlarıyla ortadan kalkar. m.184/6: İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12
Ekim 2004 tarihinden önce inşa edilmiş yapılar bakımından uygulanmaz. (Ek:
29/6/2005 - 5377/21 md.) |

1.1. Suçla Korunan Hukuki Değer
Suçun düzenlenmesindeki temel amaç, toplumun
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ceza hukuku güvencesiyle
korunmasıdır. 1982 Anayasası'nın 56. maddesi, sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşamayı temel bir hak olarak güvence altına almış; çevreyi geliştirme ve çevre
kirlenmesini önlemeyi hem devletin hem de vatandaşların ödevi saymıştır. TCK
m.184, bu anayasal güvencenin ceza hukuku alanındaki yansımasını
oluşturmaktadır.
Öte yandan suçun koruduğu değer yalnızca
doğal çevreyle sınırlı değildir. Yapay çevre olarak adlandırılan ve insan
eliyle oluşturulan kentsel doku da koruma kapsamına dahildir. İmar mevzuatına
aykırı yapılaşma; estetik açıdan olumsuz bir görüntünün ötesinde altyapı
eksiklikleri, can ve mal güvenliği riskleri ile sürdürülebilir kentleşmenin
önündeki en ciddi engellerden biri olarak değerlendirilmektedir.
2. Suçun Unsurları
2.1. TCK m.184/1 — Ruhsatsız veya Ruhsata Aykırı Bina Yapma/Yaptırma
Birinci fıkra, suçun en yaygın ve en çok
soruşturmaya konu olan biçimini düzenlemektedir. Bu fıkra kapsamında suç teşkil
edebilecek eylem olarak yapı ruhsatı alınmadan ya da alınan ruhsata aykırı
olarak bina inşa etmek veya inşa ettirmek öngörülmüştür.
Ruhsatsız yapı: Yetkili makamdan herhangi bir yapı izni alınmaksızın
gerçekleştirilen inşaat faaliyetidir. 3194 sayılı İmar Kanunu'na göre yapı
ruhsatı alma zorunluluğu; belediye ve mücavir alan sınırları içinde
belediyeler, bu sınırların dışında kalan yerlerde ise valilikler tarafından
uygulanmaktadır.
Ruhsata aykırı yapı: Ruhsat alınmakla birlikte ruhsatta ve eklerinde
belirlenen koşullara, çizim ve projelere, kat adedine, taban alanına, komşu
mesafelerine veya diğer teknik şartlara aykırı olarak gerçekleştirilen inşaat
faaliyetidir. Önemli bir coğrafi sınırlama olarak belirtmek gerekir ki TCK
m.184/4 uyarınca birinci ve ikinci fıkra hükümleri yalnızca belediye sınırları
içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanabilmektedir. Üçüncü fıkra
bakımından ise bu sınırlama aranmamaktadır.
Kanun metninde açıkça 'bina' ifadesi kullanılmıştır; bu kavram 'yapı'dan daha dardır.
İmar Kanunu m.5'e göre bina;
kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içine girebileceği ve
oturma, çalışma, eğlenme, dinlenme, ibadet ile hayvan ve eşya barındırma
amacına yarayan yapılardır. Buna karşılık bahçe duvarı, istinat duvarı, yüzme
havuzu, köprü, tünel, yol ve iskele gibi yapılar bina tanımına uymadığından TCK
m.184/1'in uygulama kapsamına girmez. Her bina yapıdır; ancak her yapı bina
değildir. Bu ayrımın suçun oluşup oluşmayacağının belirlenmesinde belirleyici
önemi bulunduğu kabul edilmektedir.
Kiracı ve Devralanın Durumu Kaçak olarak inşa edilmiş bir binayı sonradan devralan kişi
veya bu binada kiracı olarak oturan kişi, m.184/1 kapsamında fail sayılmamalıdır.
Suçun faili yalnızca binayı bizzat yapan ya da yaptırandır. Devir veya
kiralama yoluyla binaya dahil olan kişilerin bu fıkra kapsamında cezai
sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. |
2.2. TCK m.184/2 - Ruhsatsız Şantiyelere Hizmet Bağlantısına İzin Verme
İkinci fıkra, ruhsatsız olarak başlatılmış
inşaatlar nedeniyle kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı
yapılmasına müsaade eden kişileri muhatap almaktadır. Suçun özgü suç niteliği
taşıdığı ve failin ancak söz konusu bağlantıyı yapmaya yetkili kişi olabileceği
Yargıtay kararları ile doktrinin önemli bir bölümünce kabul görmektedir;
bununla birlikte komşudan kaçak hat çekilmesi gibi fiilî bağlantı kurulması
hallerinde farklı suç tiplerinin uygulanabileceği de ifade edilmektedir.
Bu fıkra kapsamında sorumlu tutulabilecek kişiler; TEDAŞ, BEDAŞ gibi elektrik dağıtım kuruluşları çalışanları ile İSKİ, ASKİ gibi su idaresi yetkilileri ve telefon/iletişim hizmetleri sağlayıcılarının ilgili personeli olabilir. Söz konusu kişiler kamu görevlisi olmak zorunda değildir; özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde görev yapan yetkililer de bu hüküm kapsamında sorumlu tutulabilir. Suç, ani hareketli bir suç niteliğinde olduğundan müsaadeyi veren yetkili kişinin daha sonra görevden ayrılması halinde yeni yetkiliyi bu fıkra kapsamında sorumlu tutmanın mümkün olmadığı değerlendirilmektedir; ancak somut koşullar gerçekleşmişse görevi kötüye kullanma suçunun gündeme gelebileceği kabul edilmektedir.
2.3. TCK m.184/3 - Yapı Kullanma İzni Bulunmayan Binada Sınai Faaliyete
İzin Verme
Üçüncü fıkra, yapı kullanma izni (iskan
belgesi) alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icra edilmesine
müsaade eden kişileri suç faili olarak tanımlamaktadır. Bu fıkra da özgü suç
niteliği taşımakta olup fail, ancak söz konusu faaliyete izin verme konusunda
yasal yetkiye sahip kişi olabilir. Ceza miktarı diğer fıkralara göre daha
ağırdır: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
3. Suçun Faili: Kimler Sorumlu Tutulabilir?
TCK m.184/1 bakımından fail, herhangi bir
kişi olabilir; suç bu fıkra kapsamında özgü suç niteliği taşımaz. Öte yandan
uygulamada fail olarak değerlendirilebilecek kişiler aşağıdaki şekilde
sıralanabilir:
•
Binayı bizzat inşa eden
kişi (yapan)
•
İnşaatı kendi adına
yaptıran arsa sahibi veya mal sahibi (yaptıran) - ruhsatsız yapıldığını bilmesi
kaydıyla
•
Yüklenici (müteahhit) - ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşaat konusunda irade sahibi olması halinde
•
İnşaatı ruhsatsız ya da
ruhsata aykırı olduğunu bilerek gerçekleştiren usta, kalfa veya inşaat işçisi
|
Yapı Denetim Kuruluşları ve Denetçi
Mühendislerin Durumu Yapı denetim kuruluşları ve denetçi mühendislerin, imar
kirliliğine neden olma suçunun doğrudan faili olamayacağı kabul edilmektedir;
zira TCK m.37 anlamında fiili gerçekleştiren 'yapan' veya 'yaptıran'
konumunda yer almamaktadırlar. Ancak doktrindeki hakim görüşe göre; bu kişilerin imar
kirliliğine neden olma suçuna yardım eden sıfatıyla şerikliğinden söz
edilebilecek olsa dahi, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun m.9
kapsamında ayrıca suçun faili konumuna girdiklerinden, 'failliğin şerikliğe
göre önceliği ilkesi' gereğince özel kanun olan 4708 sayılı Kanun uyarınca
sorumluluk yoluna gidilecektir. Bu iki sorumluluk alanı - TCK m.184 ve 4708 sayılı Kanun m.9 - birbirinden bağımsız değerlendirilmektedir. |
4. Manevi Unsur: Kast Zorunluluğu
TCK m.184 kapsamındaki tüm hareketler için
manevi unsur kasttan ibarettir; taksirle (ihmalden) işlenebilir bir biçim
kanunda öngörülmemiştir. Bu çerçevede söz konusu suçun oluşabilmesi için
failin, gerçekleştirdiği eylemin ruhsatsız yahut ruhsata aykırı nitelik
taşıdığını bilmesi ve bu iradeyle hareket etmesi gerekmektedir.
Özellikle inşaat sürecinde çalışan usta,
kalfa veya işçiler açısından değerlendirme yapılırken hayatın olağan akışı
dikkate alınmalıdır. Kişinin inşaatın ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olduğunu
bilemeyeceği, makul şekilde kabul görebilecek durumlarda kastın oluşmadığı ve
dolayısıyla cezai sorumluluğun doğmayabileceği değerlendirilmektedir.
Bilinmeyen bir husus açısından kastın varlığından söz edilemeyeceği kabul
edilmektedir.
5. İdari ve Cezai Yaptırımların Bir Arada Uygulanması
Ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapılaşma, hem
idari hem de cezai yaptırıma konu olmaktadır. Bu iki yaptırım birbirini
dışlamaz; eş zamanlı uygulanabilir.
5.1. İdari Yaptırımlar - 3194 Sayılı İmar Kanunu
•
İmar Kanunu m.32: Ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılar hakkında yıkım
kararı alınması.
•
İmar Kanunu m.42: İdari para cezası uygulanması. 2020 yılında 7221 sayılı
Kanun ile yapılan değişiklikle; yapının niteliğine, sınıfına, bulunduğu alana
ve aykırılığın büyüklüğüne göre belirlenmek üzere bin Türk Lirasından az
olmamak üzere idari para cezası öngörüldüğü kabul edilmektedir.
5.2. Cezai Yaptırımlar - TCK m.184
•
TCK m.184/1 ve m.184/2: 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası. Alt sınırın 1 yıl
olması nedeniyle TCK m.50/1/a uyarınca adli para cezasına çevrilebilme imkânı
doğmaktadır.
•
TCK m.184/3: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası. TCK m.50/1 uyarınca
kısa süreli (1 yıl ve altı) hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilmekte
olduğundan, alt sınırı 2 yıl olan bu fıkra kapsamında hapis cezasının adli para
cezasına çevrilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.
|
Cezanın Belirlenmesinde Dikkate Alınan
Ölçütler TCK m.61 uyarınca hakim; suçun işleniş biçimini, suçun
işlendiği yer ve zamanı, fiilin önem ve değerini, meydana gelen zarar veya
tehlikenin ağırlığını, failin kastının yoğunluğunu ve amaç ile saiki somut
olayda değerlendirerek alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirler. İmar
kirliliği suçu özelinde yapının büyüklüğü, konumu, çevreye etkisi ve
aykırılığın derecesi belirleyici etkenler arasında yer almaktadır. |
6. İmar Barışı Düzenlemesi ve Suça Etkileri
3194 sayılı İmar Kanunu'na 11.05.2018
tarihinde 7143 sayılı Kanun ile eklenen Geçici Madde 16, imar barışı olarak
bilinen ve 31.12.2017 tarihinden önce inşa edilmiş ruhsatsız veya ruhsata
aykırı yapılar için yapı kayıt belgesi verilmesini öngören kapsamlı bir
düzenleme niteliği taşımaktadır.
Türkiye'de imar affı köklü bir geçmişe
sahiptir. 1948 yılından bu yana on beşin üzerinde imar affı kanunu yürürlüğe
girmiştir. Bu afların toplumsal algı üzerindeki sonucu ise çoğunlukla olumlu
olmamıştır.
6.1. Yapı Kayıt Belgesi ve Hukuki Niteliği
İmar barışı kapsamında alınan yapı kayıt
belgesi, yapıyı teknik anlamda ruhsatlı kılmamakta; ancak kaydı altına alarak
belirli cezai sonuçları önleme işlevi görmektedir. Ancak bu belgenin, TCK
m.184/5 kapsamındaki etkin pişmanlık koşullarını kendiliğinden yerine
getirmediği kabul edilmektedir. Yapı kayıt belgesinin yapıyı fiilen imar
planına ve ruhsat koşullarına uygun hale getirmediği; yalnızca kayıt altına
alınmasını sağladığı kabul edilmektedir.
6.2. İmar Barışının Üç Fıkraya Etkisi
•
TCK m.184/1 bakımından: Yapı kayıt belgesi alınan binalar için kamu davası
açılmaz; dava açılmışsa düşme kararı verilir; mahkumiyet kararı mevcutsa tüm
sonuçları ile ortadan kalkar. Ancak bu uygulamanın yalnızca tamamlanmış yapılar
için geçerli olduğu, inşaat halindeki yapılar bakımından uygulanamayacağı kabul
edilmektedir.
•
TCK m.184/6 Uyarısı:
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce inşa edilmiş
yapılar bakımından uygulanmaz (Ek: 29/6/2005 – 5377/21 md.). Bu tarihten önce
yapılmış binalara ilişkin m.184/2 ve m.184/3 kapsamındaki cezai sorumluluk hiçbir
koşulda doğmayacağından, imar barışı değerlendirmesi bu fıkralar bakımından
yalnızca 12 Ekim 2004 sonrası inşa edilmiş yapılar için anlam
taşımaktadır. TCK m.184/2 bakımından: İmar barışının bu fıkraya doğrudan etkisi
bulunmamaktadır. Zira m.184/2'nin konusu, inşaat sürecinde kurulan
şantiyelerdir; tamamlanmış ve yapı kayıt belgesi almış yapılar bu kapsamda
değerlendirilemez.
•
TCK m.184/3 bakımından: Yapı kayıt belgesi alınan binalarda işyeri açma ve
çalışma ruhsatının yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın düzenlenebileceğine
ilişkin tebliğ hükmü, normlar hiyerarşisi bakımından sorunlu bulunmaktadır. Bu
nedenle TCK m.184/3'ün uygulanmasında söz konusu tebliğ hükmünün göz ardı
edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
7. Etkin Pişmanlık Hükmü - TCK m.184/5
TCK m.184'ün beşinci fıkrası, birinci ve
ikinci fıkra kapsamında suç işleyen faile etkin pişmanlık imkânı tanımaktadır.
Bu hüküm uyarınca, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak inşa edilmiş binanın
imar planına ve ruhsatına uygun hale getirilmesi halinde; kamu davası açılmaz,
açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza ise bütün sonuçlarıyla
ortadan kalkar.
|
Etkin Pişmanlıktan Yararlanmanın Koşulları 1. Binada fiilen mevzuata aykırılık bulunması ve bu
aykırılığın bizzat giderilmiş olması aranmaktadır. 2. Yapı kayıt belgesi alınması tek başına yeterli değildir;
yapının imar planına ve ruhsatına uygun hale getirilmesinin zorunlu olduğu
kabul edilmektedir. 3. Etkin pişmanlık m.184/1 ve m.184/2 kapsamındaki hareketler
için öngörülmüştür; m.184/3 açısından uygulanmaz. 4. m.184/2 faili (şantiyeye hizmet bağlantısına izin veren
kişi), m.184/1 faili binanın imar planına ve ruhsata uygun hale getirmesi
sayesinde bu hükümden dolaylı olarak yararlanabilir. 5. Etkin pişmanlık gerçekleştiğinde kamu davası açılmaz,
açılmışsa düşer; mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararlarında bu koşullar tutarlı
biçimde uygulanmaktadır. Önemli bir husus olarak belirtmek gerekir ki; TCK
m.184/5'teki özel etkin pişmanlık hükmü nedeniyle imar kirliliğine neden olma
suçunda CMK m.231 kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)
kararı verilmesinin mümkün olmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik
içtihadıyla kabul edilmektedir. (YCGK, 25.02.2014, E.2013/4-691, K.2014/91;
YCGK, 25.11.2014, E.2014/4-94, K.2014/525) |
8. Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme
8.1. Dava Zamanaşımı
İmar kirliliğine neden olma suçu, TCK'nın
genel zamanaşımı hükümlerine tabidir. Suçun üst sınırı 5 yıl hapis cezası
olduğundan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Zamanaşımı süresinin
hesaplanmasında suçun işlendiği tarihin esas alındığı hallerde, fiilin işlenme
tarihinden itibaren bu sürenin işlemeye başladığı kabul edilmektedir.
8.2. Görevli ve Yetkili Mahkeme
TCK m.184 kapsamındaki davalar, Asliye Ceza
Mahkemelerinde görülmektedir. Yetki ise suçun işlendiği yer mahkemesine aittir;
ruhsatsız yapının bulunduğu yer bu anlamda belirleyicidir. Davayı açma
yetkisinin kural olarak Cumhuriyet Savcılığına ait olduğu; imar kirliliğine
neden olma suçunun şikâyete bağlı suçlar arasında yer almadığı ve re'sen
soruşturulduğu kabul edilmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Yıllarca ruhsatsız olan bir binada
oturuyorum. Suç işlemiş sayılır mıyım?
Hayır. TCK m.184/1 kapsamında fail, binayı
yapan veya yaptırandır. Yapıyı sonradan devralan, satın alan ya da kiracı
olarak kullanan kişinin bu suçun faili sayılmayacağı kabul edilmektedir. Ancak
söz konusu yapı nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında idari süreçlerle
muhatap olmanız söz konusu olabilir.
Müteahhit ruhsat almadan inşaat yaptı.
Arsa sahibi olarak ben de sorumlu tutulur muyum?
Arsa sahibinin cezai sorumluluğu, ruhsatsız
ya da ruhsata aykırı inşaattan haberdar olup olmadığına bağlıdır. Arsa payı
karşılığı inşaat sözleşmelerinde müteahhidin, arsa sahibinden herhangi bir
talimat almaksızın mevzuata aykırı biçimde inşaat yapması halinde, arsa
sahibinin kastı bulunmadığından cezai sorumluluğunun doğmayabileceği
değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, ruhsatsız yapının varlığından haberdar
olup buna rağmen süreci durdurmayan arsa sahibinin sorumluluğu doğabilir.
Elektrik aboneliği için başvurmadan önce
bina ruhsatını kontrol etmek zorunda mıyım?
TCK m.184/2 kapsamında bağlantı yapmaya
yetkili kişiler, ruhsatsız inşaat şantiyelerine elektrik, su veya telefon
bağlantısı yapılmasına müsaade etmekten kaçınmakla yükümlüdür. Suçun
oluşabilmesi için ilgili personelin, başvuruya konu yapının ruhsatsız bir
inşaat nedeniyle kurulmuş bir şantiye olduğunu bilerek hareket etmesi; yani
kastının bulunması gerekmektedir. Suç taksirle işlenemez; bilmeksizin verilen
onaylar cezai sorumluluk doğurmamalıdır.
2018 imar barışından yararlandım ve yapı
kayıt belgesi aldım. Hakkımdaki dava düşer mi?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir: TCK m.184/6
uyarınca m.184/2 ve m.184/3 hükümleri 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış
yapılara uygulanmaz; bu tarihten önceki yapılar için söz konusu fıkralar zaten
işlevsizdir. Yapı kayıt belgesi alınan ve artık ruhsatlı yapı statüsüne geçen
binalar bakımından TCK m.184/1 kapsamında kamu davası açılamaz; açılmışsa düşme
kararı verilir; kesinleşmiş mahkumiyet kararı dahi tüm sonuçlarıyla ortadan
kalkar. Ancak yapı kayıt belgesinin TCK m.184/5'teki etkin pişmanlık koşulunu
karşılamadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Hapis cezası para cezasına çevrilebilir
mi?
TCK m.184/1 ve m.184/2 kapsamında öngörülen
alt sınır 1 yıl olduğundan, TCK m.50/1/a uyarınca hapis cezasının adli para
cezasına çevrilmesi mümkündür. TCK m.184/3'te alt sınır 2 yıl olduğundan bu
fıkra bakımından söz konusu çevirme imkanı daha sınırlıdır. Her iki durumda da
hâkimin somut olayı değerlendirerek takdir yetkisini kullanacağı
gözetilmelidir.
Yapımı henüz devam eden ruhsatsız bir
inşaatım var. Ne yapmalıyım?
İnşaata derhal ara verilerek yetkili
belediyeden ya da ilgili idareden ruhsat başvurusunda bulunulması en doğru
hukuki tutumdur. Binanın tamamlanmış ve ruhsata uygun hale getirilmiş
olmasının, TCK m.184/5 kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanma imkanı doğurabileceği
değerlendirilmektedir. Devam eden bir inşaatın imar barışı kapsamında yapı
kayıt belgesiyle hukuki statü kazanması ise mümkün değildir; bu belge yalnızca
tamamlanmış yapılar için söz konusudur. Her durum kendi içerisinde farklı süreçler barındırdığından; mutlaka avukat desteği alınması gerekmektedir.
Suç savcılık tarafından mı soruşturulur,
yoksa şikayet mi gerekmektedir?
İmar kirliliğine neden olma suçu re'sen
soruşturulan suçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle mağdurun ya da
ilgililerin şikayetine gerek olmaksızın Cumhuriyet Savcılığı soruşturmayı
kendiliğinden başlatabilir. Belediye zabıtasının ihbarı, kaçak yapı tespiti
raporları ve ilgili kurum bildirimleri soruşturmanın tetiklendiği başlıca
kaynaklardandır.
Sonuç
İmar kirliliğine neden olma suçu, yüzeysel
biçimde değerlendirildiğinde salt idari bir kural ihlali gibi görünse de özünde
hem birey hem de toplum düzleminde ağır hukuki ve cezai sonuçlar doğuran bir
çevre suçudur. TCK m.184, Türk ceza hukukunda yapı ruhsatı alınmadan ya da
ruhsata aykırı inşaat gerçekleştirmeyi, ruhsatsız şantiyelere kamu hizmetleri
bağlantısı yapılmasına izin vermeyi ve iskân belgesi bulunmayan binalarda sınai
faaliyet yürütülmesine olanak tanımayı bağımsız suç tipleri olarak düzenlemektedir.
Söz konusu suç yalnızca müteahhitler ya da
arsa sahipleriyle sınırlı değildir; bilgi ve irade unsurunun varlığı kaydıyla
inşaat sürecindeki her aktör ile kamu hizmetleri bağlantısına onay veren
yetkililer de fail olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle ruhsat süreçlerinin
titizlikle takip edilmesi, yapı denetimine gereken özenin gösterilmesi ve
herhangi bir aykırılık tespit edildiğinde ivedilikle hukuki danışmanlık
alınması büyük önem taşımaktadır.
İmar barışı kapsamında yapı kayıt belgesi
alınmış olmak, belirli koşullar çerçevesinde cezai kovuşturmayı sona
erdirmektedir; ancak bu düzenlemenin tüm suç tipleri bakımından geçerli
olmadığı ve ileride yeni bir af düzenlemesinin öngörülüp öngörülmeyeceğinin
belirsiz olduğu gözetilmelidir. Hukuki riskleri önceden yönetmek, ortaya
çıktıktan sonra karşı mücadele etmekten her zaman daha etkilidir.
|
Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olaylar için karar vermeden önce bir avukattan görüş alınması önerilir.






Yorumlar