Ana Sayfa Hakkımızda Hizmetlerimiz Duyurular İletişim Kariyer
Tüm Yazılara Dön
Miras Hukuku27 Nisan 2026Av. Melih Mert TİFTİKÇİ13 dk okuma


Hızlı Özet

Mirasbırakanın hayattayken bir taşınmazını yakınlarından birine satış sözleşmesi ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi görüntüsü altında devretmesi, miras uyuşmazlıklarında en sık başvurulan mal kaçırma yöntemleri arasında yer alır. Tarafların gerçek iradesinin bağışlama olduğu bu işlemler hukukumuzda muris muvazaası olarak adlandırılır. Mirasçılar bu durumda muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescil davası başta olmak üzere, koşulları varsa tenkis ve mirasta denkleştirme yollarına başvurabilir. İşbu yazımızda muris muvazaasının uygulamada karşılaşılan tipik görünümleri, elverişli olmayan halleri, mal kaçırma iradesinin Yargıtay tarafından nasıl tespit edilmesi gerektiği ve tenkis davasıyla farkları, güncel içtihat ve mevzuat çerçevesinde ele alacağız.


1. Muris Muvazaaası Tanımı ve Hukuki Niteliği

Muris muvazaası, mirasbırakanın bir taşınmazını gerçekte bağışlamak istediği halde mirasçılarından mal kaçırma amacıyla tapuda satış, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya benzeri bir sözleşme örtüsü altında devretmesidir. İşlemde dış dünyaya yansıyan irade ile tarafların gerçek iradesi birbirinden ayrılır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda muris muvazaası başlı başına düzenlenmemiştir. Günümüzde hukuki çerçeve esas itibarıyla Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarih, 1974/1 E., 1974/2 K. sayılı kararıyla oluşturulmuş; bu karar, mahkemelerin uygulamasında bağlayıcı bir nitelik kazanmıştır. Yargıtay muris muvazaasını nispi muvazaa kategorisi içinde değerlendirmektedir: tapudaki satış veya bakma sözleşmesinin arkasında bir bağışlama iradesi gizlenmektedir.

İşlem, hukuki nitelik bakımından çift yönlü bir geçersizliği bünyesinde barındırır. Görünürdeki satış sözleşmesi, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için geçersizdir. Arkasındaki gizli bağışlama ise taşınmaz bağışlamasının resmi şekilde yapılmasını öngören TMK m. 706 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 288 hükümlerine aykırı düştüğünden geçersiz kalır. Bu çift geçersizlik, mirasçılara taşınmazın terekeye iadesini talep etme imkanı sağlar.

Örnek vermek gerekirse

Piyasa rayici 3.000.000 TL olan bir daire, tapuda 500.000 TL bedelle satış olarak gösterilerek mirasbırakanın oğlu adına devredilmiştir. Gerçekte herhangi bir bedel ödenmemiş, taşınmaz karşılıksız el değiştirmiştir. Mirasbırakanın ölümü sonrasında diğer mirasçılar muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açarak taşınmazın miras paylarına isabet eden kısmının iptalini ve adlarına tescilini talep edebilir.

 

Muris muvazaasının gerçekleştiği kabul edilebilmesi için dört unsurun bir arada bulunması aranır.

İlki, dış dünyaya geçerliymiş gibi yansıyan ancak gerçekte istenmeyen görünürdeki işlemdir. İkincisi, tarafların görünürdeki işlemin hukuk düzeninde sonuç doğurmayacağına ilişkin gizli mutabakatları, yani muvazaa anlaşmasıdır. Üçüncü unsur olan mal kaçırma kastı, mirasbırakanın mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakma yönündeki iradesini ifade eder ve muris muvazaasını diğer muvazaa türlerinden temel özelliğidir. Dördüncüsü ise tarafların gerçek iradesine uygun düşen, neredeyse istisnasız biçimde bağışlama niteliği taşıyan gizli işlemdir. Bu unsurlardan herhangi birinin yokluğu halinde muvazaa iddiasına itibar edilmemelidir.

Mirasbırakanın gerçek satış iradesiyle hareket ettiği ve bedelin fiilen ödendiği bir devir işleminde, taraflar arasında akrabalık bağı bulunsa dahi muvazaadan söz edilemez. Bedelin piyasa değerinden düşük gösterilmesine karşın gerçek satış iradesinin korunduğu durumlarda ise kısmi muvazaadan bahsedilebilir.

2. Uygulamada Karşılaşılan Görünüm Biçimleri

Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak için başvurduğu işlemler çeşitlilik gösterir. Aşağıdaki görünümler, Yargıtay kararlarında sık karşılaşılan hususlardır.

2.1. Tapuda Satış Görüntüsü Altında Yapılan Devirler

Uygulamadaki en yaygın biçim, taşınmazın tapuda satış olarak kaydedilmesine rağmen karşı tarafa karşılıksız geçirilmesidir. Tapuda görünen bedel, ya hiç ödenmez ya da gerçek değerin çok altında sembolik, temsili bir miktar olarak yazılır. Asıl amaç bağışlamadır; ancak bağışlama bilinçli olarak satış kalıbıyla gizlemiştir.

01.04.1974 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 1974/1 E., 1974/2 K. uygulama alanı yalnızca mirasbırakan adına tapuda kayıtlı taşınmazlarla sınırlıdır. Tapusuz taşınmazlar ile taşınır mallarda gizli bağışlama zilyetliğin devriyle geçerlilik kazandığından, bu mallar bakımından muvazaa iddiası ileri sürülemez.

2.2. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Görüntüsü Altında Yapılan Devirler

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını yaşam süresi boyunca bakıp gözetmek karşılığında bir malvarlığı değeri devraldığı, taraflardan birinin yaşam süresine bağlı talihe bağlı bir sözleşmedir. Kendi başına hukuka uygun bu sözleşme, mal kaçırma amacıyla araçlaştırıldığında muris muvazaasının ikinci en sık görülen biçimini oluşturur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin sık sık kararlarında altı ölçütün birlikte değerlendirildiği öngörülür: mirasbırakanın sözleşme tarihindeki yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen değerin toplam mameleke oranı ve bu oranın makul karşılanabilecek bir sınır içinde kalıp kalmadığı. Eşler arasındaki bakma sözleşmelerinde ayrı bir özellik söz konusudur. TMK m. 185 uyarınca eşler birbirini gözetmekle zaten yükümlü olduğundan, bakım alacaklısı eşin sözleşme tarihinde gerçekten bakıma muhtaç olması özellikle aranır. Bakım hizmeti ve emeği prensip olarak bedel (semen) yerine geçebilir; ne var ki temlik edilen malın murisin tüm malvarlığını oluşturması veya makul sınırı belirgin biçimde aşması, muvazaa karinesini güçlendirir.

Örnek vermek gerekirse,

78 yaşındaki Mehmet, sağlık durumu iyi, günlük ihtiyaçlarını bağımsız karşılayabilen bir kişidir. İki dairesi ve bir arsasından oluşan tüm taşınmazlarını, küçük oğluyla yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmiştir. Mehmet’in ölümünden sonra diğer mirasçılar muvazaa iddiasıyla dava açmıştır. Mahkeme; özel bir bakım gereksiniminin bulunmaması, malvarlığının tamamının tek bakım borçlusuna bırakılmış olması ve fiili bir bakım ilişkisinin kanıtlanamaması gerekçeleriyle sözleşmenin muvazaalı olduğuna hükmedebilir.

 

2.3. Bağışlama Sözleşmesi Görüntüsü Altında Yapılan Devirler

Tapuda resmi şekilde gerçekleştirilen olağan bağışlamada muvazaa gündeme gelmez; herhangi bir gizleme bulunmadığından mirasçıların başvurabileceği yol, saklı pay ihlali halinde tenkis davasıdır. Buna karşılık şarta bağlı bağışlama, yüklemeli bağışlama ve bağışlayana dönme şartı içeren bağışlama gibi nitelikli türlerde muvazaa iddiası gündeme gelebilir. Yüklenen koşulun gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığı, edimin göstermelik olduğu ya da dönme şartının fiilen sonucu etkilemediği durumlarda mal kaçırma kastı tespit edilebilir.

2.4. Miras Sözleşmesi Görüntüsü Altında Yapılan Devirler

Miras sözleşmeleri bağlamında muris muvazaası en çok mirastan feragat sözleşmelerinde ortaya çıkar. TMK m. 528 uyarınca ivazlı feragatte mirasçı, mirasbırakanın sağladığı bir karşılık karşılığında miras hakkından vazgeçer. Bu karşılığın resmi senette gerçek değerinden düşük gösterilmesi halinde aradaki fark gizli bağışlama olarak nitelendirilebilir ve kısmi muvazaa söz konusu olur. İvazsız feragatlerde ise feragat eden mirasçıya başka bir yoldan sağlanan örtülü fayda muvazaa iddiasının dayanağını oluşturabilir.

2.5. Diğer Sözleşme Türleri

Ömür boyu gelir sözleşmesinde mirasbırakan, bir malvarlığı değeri karşılığında kendisine yaşamı boyunca dönemsel ödeme yapılmasını kararlaştırır; muvazaalı kullanımda bu yapının arkasına bağışlama iradesi gizlenir. Mal rejimi sözleşmelerinde, özellikle edinilmiş mallara katılma rejimindeki artık değer oranının sağ kalan eş lehine olağanın çok üstünde belirlenmesi saklı paylı mirasçıların haklarını zedeleyebilir. Borç senedi yoluyla muvazaada ise mirasbırakan, gerçekte bulunmayan bir borcu varmış gibi göstererek terekeden değer çıkarır.

Aracı (nam-ı müstear) kullanılarak yapılan üçlü işlemlerde mirasbırakan, taşınmazı doğrudan asıl yararlanıcıya değil, önce bir ara kişiye, ardından da bu kişi üzerinden gerçek lehtara devreder. Muvazaa anlaşması üç tarafı da kapsar; gizli işlemin mirasbırakan ile gerçek lehtar arasında kurulduğu kabul edilir.

3. Kapsam Dışı Haller

Muvazaalı görünümlü her işlemin muris muvazaası kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Mal kaçırma iradesinin bulunmadığı ya da işlemin niteliğinin bu kuruma elverişli olmadığı durumlarda muvazaa iddiası dinlenmez; mirasçıların elinde tenkis ve mirasta denkleştirme gibi alternatif yollar kalır.

3.1. Mal Kaçırma Kastının Bulunmadığı İşlemler

Mirasbırakanın gerçek bir satış, bağışlama veya bakma iradesiyle hareket ettiği ve gereklerin fiilen yerine getirildiği işlemlerde, taraflar arasında akrabalık olsa dahi muvazaadan söz edilmemelidir. Yargıtay'ın kararlarında özellikle vurgu yaptığı bir başka husus, mirasbırakanın çocukları arasında hakkaniyetli bir paylaştırma yapma iradesidir. Mirasbırakanın sağlığında çeşitli taşınmazları farklı mirasçılara dengeli biçimde dağıttığı durumlarda, ortada mal kaçırma değil paylaştırma kastı bulunur. 

3.2. Niteliği Gereği Kapsam Dışı Kalan İşlemler

Bazı işlem türleri yapısal nitelikleri itibarıyla Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarih, 1974/1 E., 1974/2 K. uygulama alanına girmez. Yerleşik içtihatta öne çıkan başlıklar şu şekildedir.

Tapusuz Taşınmazlar ile Taşınır Mallarda: Muvazaa iddiası dinlenmez; ancak saklı paylı mirasçıların tenkis hakkı saklıdır.

Gizli Bağış İşlemleri: Mirasbırakanın temlik işleminde taraf olmaksızın yalnızca bedeli ödeyerek taşınmazı bir mirasçısı veya üçüncü kişi adına tescil ettirmesi durumunda, muris adına kayıtlı bir taşınmazın muvazaalı devri bulunmadığından muris muvazaası söz konusu değildir; şartları oluşmuşsa tenkis (TMK m. 560 vd.) ve mirasta denkleştirme (TMK m. 669 vd.) yolları gündeme gelebilir.

Mirasta Denkleştirmeye Tabi Kazandırmalar: TMK m. 669 vd. çerçevesinde mirasçılar arasında dengelenir; muris muvazaasına konu olmamaktadır.

Vasiyetname Yoluyla Yapılan Ölüme Bağlı Kazandırmalara Karşı: Saklı paylı mirasçıların başvurabileceği temel yol tenkis davasıdır.

3402 Sayılı Kadastro Kanunu'ndaki Sınırlayıcı Düzenlemeler: Bu kapsamda oluşan tescil işlemleri muvazaa davasının konusunu teşkil etmez.

Uyarı

Bir işlemin muris muvazaası kapsamı dışında kalması, mirasçıların hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Somut uyuşmazlığın özelliklerine göre tenkis, mirasta denkleştirme veya kanuna karşı hile temelinde dava açılması mümkündür. Doğru dava türünün belirlenmesi sonuca mutlak anlamda etki etmektedir.

 

4. Mal Kaçırma Kastının Tespitinde Yargıtay'ın Aradığı Olgular

Muris muvazaası davalarının en kritik ispat meselesi, mirasbırakanın mal kaçırma iradesinin ortaya konmasıdır. Bu irade çoğu zaman doğrudan bir belgeyle kanıtlanamayacağından, mahkemeler somut olayın bütünsel değerlendirilmesinde birtakım karinelerden yararlanır.

Mal kaçırma kastının tespitinde tek bir olguya değil olgular bütününe odaklanılmalıdır. Bu çerçevede ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimler, olayların olağan akışı ve hayat deneyimleri, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, alıcının ödeme gücü, tapuda gösterilen bedel ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki ve özellikle akrabalık derecesi, devirden sonra taşınmazın kullanım ve zilyetlik biçimi gibi olgular birlikte değerlendirilir.

Göz önüne alınması gereken bir başka esas, bu olgulardan hiçbirinin tek başına muvazaayı ispat etmeye yetmeyeceği, kararın bütüncül bir değerlendirmeye dayanması gerektiğidir. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 18.10.2016 tarih, 2014/14061 E., 2016/9522 K. sayılı kararında, akitte gösterilen bedel ile gerçek değer arasında fark bulunsa dahi salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamayacağı açıkça vurgulanmıştır. 

İspat Yükü ve Delil Serbestliği

Davacı mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin tarafı olmadıklarından üçüncü kişi konumundadır. HMK m. 203/1-(d) uyarınca üçüncü kişiler hukuki işlemlere karşı senetle ispat zorunluluğuna tabi değildir; muvazaa iddiası tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Uygulamada tanık beyanları, taşınmazın gerçek değerini ortaya koyan bilirkişi raporları, banka ve resmi kayıtlar, mirasbırakanın ekonomik durumuna ilişkin belgeler ile devirden sonraki kullanım durumuna ait deliller mahkemece bir bütün olarak değerlendirilir.

 

5. Muris Muvazaası ile Tenkis Davasının Karşılaştırılması

Mirasbırakanın muvazaalı işlemlerine karşı mirasçıların başvurabileceği iki temel dava türü, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası ile tenkis davasıdır. Her iki dava da terekeden çıkarılmış değerin mirasçıya kazandırılmasına hizmet etmekle birlikte; talep sonucu, davacı sıfatı, süre ve yetki bakımından önemli farklılıklar göstermektedir.

İki dava arasındaki temel ilişki, Yargıtay İBGK'nın 22.05.1987 tarih, 1986/4 E., 1987/5 K. sayılı kararıyla ortaya konulmuştur. Karara göre tenkis ile muvazaaya dayalı iptal davaları; ileri sürülüş biçimleri, esasları, kapsamları ve sebepleri itibarıyla farklı niteliktedir; davacının açık bir irade beyanı bulunmadıkça birinin açılmış olması diğerinden feragat sayılmaz; her iki dava aynı dilekçede kademeli (terditli) olarak ya da tenkis davasından sonra ayrı bir dilekçeyle birlikte açılabilir.

5.1. Davacı Sıfatı Bakımından

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarih, 1974/1 E., 1974/2 K. doğrultusunda saklı paylı olsun veya olmasın tüm mirasçılar tarafından açılabilir. Dava, mirasbırakanın kanuni halefleri sıfatıyla açılır ve işlemin baştan itibaren hükümsüz olduğunun tespitine yöneliktir.

Tenkis davası ise yalnızca saklı paylı mirasçılara tanınmıştır. 

TMK m. 506 uyarınca saklı paylı mirasçılar; altsoy, ana ve baba ile sağ kalan eştir. Saklı pay oranları altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babadan her biri için dörtte biri, sağ kalan eş için altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı ise yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüdür. Ana ve baba zümre sistemi gereği ancak altsoyun yokluğu halinde fiilen mirasçı olabildiğinden saklı paylılığı bu olguyla ortaya çıkar. Her miras kendi içerisinde değerlendirilmelidir.

5.2. Davanın Sonucu Bakımından

Muris muvazaası davasının kabulü halinde işlem baştan itibaren geçersiz sayılır ve taşınmaz, davacının miras payı oranında veya talep edilmişse tamamen terekeye iade edilir.

Tenkis davası ise yenilik doğuran bir dava olup mirasbırakanın yaptığı tasarrufu tamamen iptal etmez; saklı payı zedeleyen kısmı yasal sınıra çeker. Mirasbırakanın bağışlamasının saklı payı aşan bölümü geri alınır; geri kalan kısmı geçerliliğini korur.

5.3. Süre Bakımından

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası kesin hükümsüzlüğe dayandığından zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı değildir. Muvazaa iddiası def'i olarak da her zaman ileri sürülebilir ve hakim tarafından re'sen dikkate alınır.

Tenkis davası TMK m. 571 uyarınca hak düşürücü sürelere tabidir: saklı paylı mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl; her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl geçmekle dava hakkı düşer.

5.4. Yetkili Mahkeme Bakımından

Muris muvazaası davası niteliği itibarıyla ayni nitelikli bir taşınmaz davasıdır. HMK m. 12/1 uyarınca yetkili mahkeme, muvazaaya konu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. 

Tenkis davasında ise HMK m. 11/1-(a) uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. 

Görev bakımından her iki dava da asliye hukuk mahkemesinde görülür.

6. Sıkça Sorulan Sorular

Muris muvazaası davasında zamanaşımı uygulanır mı?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası kesin hükümsüzlüğe dayandığı için zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Mirasbırakanın ölümünden uzun süre sonra dahi açılabilir.

Muris muvazaası davasını her mirasçı açabilir mi?

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarih, 1974/1 E., 1974/2 K.  doğrultusunda muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, saklı payı bulunsun ya da bulunmasın tüm mirasçılar tarafından açılabilir.

Muris Muvazaa iddiası hangi delillerle ispat edilir?

Mirasçılar üçüncü kişi konumunda kabul edildiklerinden muvazaa iddialarını her türlü delille ispat edebilir. HMK m. 203/1-(d) uyarınca tanık beyanı dahil tüm deliller mahkemece değerlendirilir. Uygulamada tanık beyanları, taşınmazın gerçek değerini ortaya koyan bilirkişi raporları, banka kayıtları, mirasbırakanın ekonomik durumuna ilişkin belgeler ve devir sonrası kullanım durumuna ait deliller en sık başvurulan delil türleridir.

Muris Muvazaası halinde Taşınmaz üçüncü bir kişiye satılmışsa ne olur?

Muvazaalı işlemle taşınmazı edinen kişi, taşınmazı iyi niyetli üçüncü bir kişiye devretmişse durum karmaşıklaşır. TMK m. 1023 uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle güvenerek mülkiyet edinen üçüncü kişinin kazanımı korunmalıdır. Bu durumda iyi niyetli üçüncü kişiden taşınmazın geri alınması mümkün olmayabilir; ancak muvazaalı işlemin tarafından tazminat istenebilir. Üçüncü kişinin muvazaadan haberdar olduğunun, yani kötü niyetli bulunduğunun ispatlanması halinde taşınmazın geri alınması da mümkün hale gelebilir. Her olay kendi içerisinde değerlendirilmeli ve üçüncü kişinin statüsünün değerlendirilmesi elzemdir.

Satış bedeli gerçekten ödenmişse muvazaa iddiası kabul edilir mi?

Bedelin fiilen ödenmiş olması muvazaa iddiasının kabulünü zorlaştırır. Gerçekten ödenmiş bir bedelin varlığı, işlemin gerçek bir satış olduğuna yönelik güçlü bir karine teşkil edecektir. Mahkeme kararlarında yalnızca ödeme iddiasının yeterli olmadığını; bedelin gerçek değere uygun olmasının, alıcının bu bedeli ödeyebilecek ekonomik güce sahip bulunmasının ve ödemenin somut delillerle ispatlanmasının gerektiğini vurgulamaktadır. Piyasa değerinin belirgin biçimde altında gösterilen bir bedel ya da ödendiği iddia edilen miktarın banka kayıtlarıyla doğrulanamaması muvazaa karinesini gündeme getirecektir.

Muris muvazaası davası kaybedilirse tenkis davası açılabilir mi?

Muris muvazaası davası ile tenkis davası birbirinden farklı niteliktedir; birinin reddi diğerinin açılmasına engel oluşturmaz. Ancak tenkis davası için TMK m. 571'de öngörülen hak düşürücü sürelere dikkat etmek gerekir. Bu nedenle uygulamada iki davayı birlikte ya da terditli açarak hak düşürücü süreleri baştan itibaren korunması sağlanmaktadır.

7. Sonuç

Muris muvazaası, mirasbırakanın sağlığında mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği muvazaalı işlemlere karşı mirasçıların başvurabileceği yollardan biridir. Mirasçılar bu işlemlere karşı muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, şartları varsa tenkis davası veya mirasta denkleştirme talebi gibi farklı hukuki yollara başvurabilir.

Doğru dava türünün belirlenmesi, mahkemeye sunulacak delillerin eksiksiz toplanması, hak düşürücü sürelerin gözetilmesi ve uygun durumlarda terditli dava açılması, mirasçıların haklarını koruması bakımından belirleyici önem taşır.

Muvazaa görünümlü her işlemin muris muvazaası kapsamında değerlendirilememesi, somut olayın kendine özgü koşullarının titizlikle analiz edilmesini gerektirir.

 

Vista Hukuk Bürosu

Ankara Avukatlık Ofisi İletişim Bilgileri

📞 +90 312 911 69 59   |   📍 Kızılay, Çankaya / Ankara   |   🌐 vistahukuk.com

 

Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olaylar için karar vermeden önce bir avukat görüşü alınması önerilir. 

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...